Gönül Hanım, oğlu Murat’tan aldığı sürpriz tatil davetiyle ailece buzların eriyeceği ve hasret giderileceği bir yaz rüyasına dalar. Ancak otele adım atar atmaz, gelini Selin’in eline tutuşturduğu “çocuk bakım listesi” ile acı gerçekle yüzleşir: O, sevilen bir anne olarak değil, profesyonel bir bakıcı masrafından tasarruf etmek için davet edilmiştir. Çiçekli elbiseleri bavulunda mahzun kalan Gönül Hanım, bir süre bu hayal kırıklığının gölgesinde sessizce “görevini” yerine getirse de, tatilin son günlerine doğru kendi içsel gücünü ve çocuklarına çizmesi gereken sınırları keşfedeceği bir kırılma noktası yaşayacaktır.
O gece otel odasında, çocukların nefes sesleri arasında balkonun parmaklıklarına yaslanıp denizi izlerken, kalbimdeki kırgınlık dalgaların sesinden daha gürültülüydü. Bavulumun en üstüne koyduğum o toz pembe, iri çiçekli elbisem sandalyenin üzerinde öylece duruyordu. Onu giyip akşam yemeğinde ailece masaya oturmayı, eski bayramlardaki gibi şen şakrak sohbet etmeyi hayal etmiştim. Oysa şimdi, elimde Selin’in hazırladığı; çocukların alerjilerinden, uyku saatlerine, hatta kumda oynamaları gereken sürelere kadar her şeyin milimetrik hesaplandığı o soğuk liste vardı.
Ertesi sabah güneş, penceremden içeri her zamanki neşesiyle sızdı ama benim içimde o neşeden eser yoktu. Murat kapıyı tıklatıp, “Anneciğim, biz Selin’le biraz kafa dinlemeye, dalış yapmaya gidiyoruz. Akşam yemeğine kadar çocuklar sana emanet, sen bu işin pirisin zaten,” deyip yanağıma bir öpücük kondurduğunda, itiraz edecek gücü kendimde bulamadım. “Tabii oğlum,” diyebildim sadece. Boğazımdaki düğüm, yutkunmama izin vermiyordu.
Üç gün boyunca bir gölge gibi yaşadım. Otelin o masmavi, davetkar havuzuna sadece çocukların kolluklarını düzeltmek ya da güneş kremlerini tazelemek için yaklaştım. Hasır şapkam, şık bir aksesuar olarak değil, güneşten korunmaya çalışan yorgun bir bakıcının kalkanı olarak kafamdaydı. Selin ve Murat ise her akşam yemeğinden sonra, “Anne sen çok yoruldun, hadi sen çocuklarla yukarı çık da dinlen,” diyerek beni odama hapsediyor, kendileri ise sahil barındaki canlı müziğin keyfini çıkarıyorlardı. “Dinlenmek” dedikleri, iki küçük çocuğun yaramazlıkları arasında uykuya dalmaya çalışmaktı…..
Devamı Sonraki Sayfada….