Zaman sanki durmuştu. Gece yarısını geçerken hastane koridorları bir mezarlık kadar sessizdi. Hakan’a tuvalete gideceğimi söyleyip odadan çıktım. Gece 2:58’de, eksi birinci kattaki o havasız, sadece monitörlerin soluk mavi ışığıyla aydınlanan daracık güvenlik odasındaydım. Güvenlikçi Murat abi, Fatma Hemşire’nin adını duyunca sessizce başını sallamış ve 12 numaralı kanalı, Emir’in odasının kamerasını tam ekran yapmıştı. Ekranda oğlum, ince hastane battaniyesinin altında küçücük bir cenin gibi kıvrılmış yatıyordu. Hakan’ın az önce oturduğu refakatçi koltuğu ise tamamen boştu. Hakan odada değildi.
Köşedeki dijital saatin rakamları kırmızı bir parlamayla 03:00’ı gösterdiğinde, odanın kapısı aniden, sessizce açıldı. İçeri giren Hakan’dı, ama yüzünde o sahte şefkatten eser yoktu. Gözleri pörtlemiş, çenesi seğiriyordu. Hızla yatağa yaklaştı ve uyuyan Emir’in sağlam olan sol kolunu vahşice sıktı. Ekranda ses yoktu ama Murat abi hemen sesi açtı. Odanın içinden gelen fısıltı bütün odayı doldurdu. ‘Bana bak veled,’ diyordu Hakan dişlerinin arasından, ‘Yarın o lanet olası pedagog geldiğinde ona annenin seni evde yalnız bıraktığını, o yüzden merdivenlerden düştüğünü söyleyeceksin. Eğer benim seni balkondan aşağı ittiğimi söylersen, yemin ederim bu sefer diğer bacağını da ben kırarım. Anladın mı beni!’ Emir yatakta hıçkırıklara boğulmuş, titreyerek başını sallıyordu. Bütün dünyam başıma yıkıldı. Hakan, velayet davasında beni ‘ilgisiz anne’ göstermek için öz oğlumuzu balkondan aşağı itmiş ve bunu örtbas etmek için de scooter yalanını uydurmuştu.
O an Murat abinin ‘Abla dur!’ demesine kalmadan güvenlik odasından nasıl fırladığımı hatırlamıyorum. Merdivenleri üçer beşer çıkarken içimdeki anne kaplan uyanmıştı. Acil durum butonuna basıp tüm hastane polisini ayağa kaldırdım. Odaya daldığımda Hakan henüz Emir’in başındaydı. Gözü dönmüş bir halde üzerine atıldım. Arkamdan giren hastane polisi onu yaka paça duvara yapıştırırken, Emir ‘Anne!’ diye ağlayarak kollarıma atıldı. O gece, Hakan’ın o soğuk demir parmaklıklar ardına gidişini, oğlumun ise gözyaşları içinde bana sarılışını asla unutmayacağım. Fatma Hemşire haklıydı; gerçekler kameralardan önce, bir çocuğun korku dolu gözlerinde saklıydı.