Düğün Eteği İntikamı

Eteği önündeki masaya koyduğumda organizatör başını kaldırdı. “Ne oldu?” Ona doğru eğildim. “Yardımına ihtiyacım var.” Planımı anlattığımda tek bir soru sordu. “Emin misin?” “Evet,” dedim. “Kesinlikle.” Kilisenin kapıları açıldığında, ben daha ilk adımımı atmadan odada bir sessizlik oldu. Organizatörün acil durum rafından aldığım sade, fildişi rengi bir elbise giymiştim. Kollarımda ise mahvolmuş yorgan eteği taşıyordum. Yırtılan yerlerden kırkyama parçaları sarkıyordu. Lekeler ışıkların altında parlıyordu. Ben koridorda yürürken fısıltılar dalga dalga yayıldı. Sunakta Kerem’in gülümsemesi yerini kafa karışıklığına bıraktı. Yanına ulaştığımda fısıldayarak, “Ne oldu?” diye sordu. “Bir dakika içinde anlayacaksın.” Hasarlı eteği yanımızdaki küçük masanın üzerine serdim. Sonra ses kabinine doğru başımla işaret verdim. Müzik kısıldı ve yumuşak bir piyano müziği başladı. Sunaktaki ekran canlandı. İlk görüntüde annem mutfağımızdaydı, yarım kalmış bir yorganı havaya kaldırıp gülüyordu. Davetlilerin arasından bir mırıltı yükseldi. Kaydedilmiş sesim salonu doldurdu: “Büyürken sadece annem ve ben vardık.” Ekranda görüntüler ardı ardına geçti. “Isınmaya gücümüzün yetmediği kışlar olurdu. Bu yüzden annem eski kıyafetlerden bize bir yorgan yaptı. Bizi sıcak tuttu. Bizi güvende hissettirdi.” Son fotoğraf belirdi: Provada bitmiş gelinlik eteğini giymişim, elim ağzımda, ağlıyorum. “Nişanlandığımda o yorganı gelinlik eteğim yaptım. Gösterişli değildi ama benim için her şey demekti.” Ekran karardı. Öne çıktım ve mikrofonu aldım. “Bu videonun düğün yemeğinde oynaması gerekiyordu. Bugün giymeyi planladığım etek buydu.” Mahvolmuş kumaşı havaya kaldırdım. Salonda hayret dolu sesler yükseldi. “Bunu birkaç saat önce bu halde buldum.” Sonra ön sıraya döndüm. Leyla’ya doğru. “Bunu kendisinin parçaladığını bana bizzat söyledi. Bu düğünü rezil olmaktan kurtardığını söyledi.” Leyla dudaklarını sert bir çizgi halinde birleştirdi ve gözlerini kıstı. Misafirlere geri döndüm. “Annem beni büyütmek için iki işte çalıştı. Onun benim için yaptığı hiçbir şey beni utandıramaz.” Sonra Kerem’e döndüm. Yüzündeki kafa karışıklığı gitmiş, yerini daha sert bir ifadeye bırakmıştı. “Kerem, seni seviyorum. Ama bunu yapmadan önce bilmem gerekiyor: Eğer seninle evlenirsem, ailenden gelen bu tür bir gaddarlığa katlanmam mı beklenecek?” Leyla ayağa fırladı. “Bu saçmalık.” Gözlerim Kerem’in üzerindeydi. “Annemin anısına çöp muamelesi yapılan bir evliliğe başlayamam. Bu yüzden bilmem gerekiyor. Benim yanımda mı duracaksın, yoksa annenin mi?” Kerem, Leyla’ya döndü. Leyla sinirli bir kahkaha attı. “Ah, saçmalama. O şey paçavra gibi görünüyordu.” “Anne, onu sen mi mahvettin?” “Bu ailenin itibarını koruyordum.” Davetliler arasında şaşkınlık ve tiksinti karışımı bir uğultu yükseldi. “Hayır,” dedi Kerem. “Sen egonu koruyordun.” Kadının ağzı açık kaldı. “Onu kendi annene mi tercih ediyorsun?” “Ben dürüstlüğü ve nezaketi seçiyorum.” Görevlilere döndü. “Lütfen anneme dışarı kadar eşlik edin.” Leyla, birisi onu kurtaracakmış gibi etrafına bakındı. Kimse oralı olmadı. Görevliler kollarından tutarken, “Pişman olacaksın!” diye bağırdı. Kapılar arkasından kapandı. Kerem bana, sonra masanın üzerindeki eteğe döndü. Yırtık kumaşa, yüzünde şimdiye kadar gördüğüm en nazik ifadeyle dokundu. “Çok özür dilerim.” Sonra davetlilere döndü. “Müstakbel eşimin annesi onu sevgi ve fedakarlıkla büyüttü. Bu saygıyı hak ediyor. Bugün olanlar zalimceydi ve buna müsamaha gösterilmeyecek.” Gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Elimi tuttu. “Eğer hala istersen, bugün gerçekten seninle evlenmek istiyorum.” Gülümsedim. “Bence annem de bunu isterdi.” Nikah memuru boğazını temizledi. “O halde belki de baştan başlarız.” Ve öyle yaptık. Yeminlerimizi ederken, yırtık yorgan sunakta ikimizin arasında duruyordu. Orada bir kanıt gibi kaldı. Soğuk bir evde, yorgun ellerle örülen sevginin yıllara meydan okuyabileceğinin kanıtı. Kederin utanç duyulmadan taşınabileceğinin kanıtı. Beni gerçekten seven insanların, neyin önemli olduğunu tam olarak anladıklarının kanıtı.

1 2