Boşanma günü sessiz bir fırtına

Boşanma günü sessiz bir fırtına gibi gelip çattı. İstanbul, sabah 09:30. Adliyenin önünde Ceyda, sekiz aylık hamile karnının üzerindeki emniyet kemerini düzeltti ve yağmurun iz bıraktığı ön camdan dışarı baktı. Damlalar, camdan aşağı dökülmeyi reddettiği gözyaşları gibi süzülüyordu.

Bugün ağlama günü değildi.

Bugün, henüz kimse anlamasa da onurunu geri alacağı gündü. “Bunu tek başına yapmak istediğine emin misin?” diye sordu annesi, direksiyonu sıkıca tutarak. Ceyda’nın sesi sakindi; kocasından boşanmak üzere olan biri için fazlasıyla sakin.

“Hiçbir şeyden bu kadar emin olmamıştım.” Ama içinde bir şeyler değişmişti.

Artık aşka sınırsızca inanan o güven dolu kadın değildi. Artık başka biriydi. Planı olan biri. Telefonu titredi. Avukatından bir mesaj: Her şey hazır. Bana güven. Ceyda hafifçe gülümsedi. Güven. Şimdi ne kadar da garip bir kelimeydi. Anılar zihnine hücum etti; yalanlar, gece geç vakit uydurulan bahaneler, gizli bir dairenin makbuzları ve nihayet o gün Rüya’yı o daireden çıkarken, sanki Ceyda’nın tırnaklarıyla kazıyarak kurduğu her şeyin sahibiymiş gibi bluzunu düzeltirken gördüğü an… Buna kocası da dâhildi. Cama vurulması onu kendine getirdi. Demir, kusursuz takım elbisesi ve o kendine güvenen, önceden çalışılmış gülümsemesiyle orada duruyordu. Yanında Rüya, oldukça şık ve gösterişli görünüyordu; hiçbir şey söylemeden bile varlığıyla dikkat çekmeye çalışıyordu. “Gidelim mi?” diye sordu Demir. Ceyda sakince arabadan indi. “Hayatının en önemli gününü geciktirmek istemem.” Rüya alaycı bir tavırla gülümsedi. “Kırgınlık yok, değil mi? Bu herkes için en iyisi.” Bakışları kasti bir tavırla Ceyda’nın karnına kaydı. “Senin artık… farklı önceliklerin var.” Ceyda tepki vermedi.





devamı sonraki sayfada…