O gece eve döndüğümde sözleri kafamda dönüp durdu.
Uyuyamadım. O küçük oda, onun gözleri ve o eski fotoğraf zihnimden çıkmadı.
Ertesi gün, hiç düşünmeden yeniden kapısının önündeydim.
Kapı açıldı.
Şaşırdı:
“Sen… burada ne yapıyorsun?”
Sessizce söyledim:
“Sadece iyi olup olmadığını görmek istedim.”
Bir süre sustu, sonra kapıyı açtı:
“İçeri gel.”
Yağmurun sesi camlara vuruyordu. Odayı sessizlik doldurmuştu.
Fotoğrafa baktım, sonra ona…
Sonra yaklaştım, yüzünü okşadım ve onu kollarıma aldım.
Geri çekilmedi.
Sadece orada durduk — kaybettiklerimizi yeniden tutarak… dışarıdaki yağmur tüm acıyı siler gibi yağarken.
Sabah olduğunda fırtına dinmişti.
Yanımda huzurla uyuyordu.
O an bunun doğru olmadığını biliyordum… ama aynı zamanda tuhaf bir affediliş gibiydi.
Gitmeden önce masasına bir not bıraktım:
“Gelecek ne getirir bilmiyorum ama bana ihtiyaç duyarsan buradayım.”
Haftalar sonra ofise bir mektup geldi:
“Elif”ten, kendi el yazısıyla.
“O gece için pişman değilim.
Sadece mutlu olmanı istiyorum.
Bu, bizim en güzel hatıramız olarak kalsın.”
Bugün bile bazen o eski apartmanın önünden geçiyorum.
Penceredeki küçük çiçek saksısı hâlâ duruyor.
İçeri girmiyorum…
Sadece yukarı bakıyorum ve gülümsüyorum.
Çünkü bazı aşklar gerçekten bitmez…
Sadece sessizce kalbin bir köşesinde yaşamaya devam eder.