Polisin sesi evin içinde yankılandığında kalbim göğsüme sığmaz hale gelmişti. Üvey annem ilk kez kontrolünü kaybeder gibi oldu; elindeki fincan hafifçe titredi ama yüzüne yine o soğuk ifade yerleşti.
“Bir yanlışlık olmalı,” dedi keskin bir sesle. “Benimle ilgili ne olabilir ki?”
Memur dosyasını açtı, gözlerini ondan ayırmadan konuştu:
“Komşulardan gelen bir ihbar var. Gürültü, bağrışmalar ve… mala zarar verme. Ayrıca daha ciddi bir konu için de sizinle konuşmamız gerekiyor.”
Ben olduğum yerde donakalmıştım. Komşular… Demek birileri duymuştu. Ama memurun “daha ciddi konu” derken ses tonunun değişmesi içimde başka bir şeyin kıpırdamasına neden oldu.
“Ne demek istiyorsunuz?” diye sordu üvey annem, bu kez daha sert.
Memur bir adım daha yaklaştı.
“Eşinizin vefatıyla ilgili bazı yeni bilgiler ortaya çıktı.”
O an zaman durdu.
“Ne saçmalık bu?” diye bağırdı. “Doktor raporu var, her şey açık!”
Ama memur geri adım atmadı.
“Raporu düzenleyen hastaneyle ilgili bir soruşturma yürütülüyor. Ayrıca sigorta poliçesiyle ilgili de bazı şüpheli işlemler tespit edildi.”
Sigorta.
Babamın ölümünden sadece günler sonra üvey annemin sürekli telefonla konuştuğunu hatırladım. Kapıyı kapatıp fısıldayarak… Bana hiçbir şey söylemeden.
Memur devam etti:
“Şu an sizi karakola götürmemiz gerekiyor.”
Üvey annemin yüzündeki o donuk ifade ilk kez çatladı.
“Bu bir rezalet! Avukatımı ararım!” diye bağırdı ama sesi eskisi kadar güçlü değildi.
Polisler onu kapıya doğru yönlendirirken gözleri bir anlığına bana kilitlendi. O bakışta öfke vardı… ama bu kez korku daha ağır basıyordu.
Kapıdan çıkarken evin içi bir anda sessizliğe gömüldü. Siren ışıkları duvarlarda titreşirken, yerde parçalanmış kravatlara baktım.
Dizlerimin üzerine çöktüm.
Birini elime aldım.
Babamın kokusu hâlâ oradaydı.
Ama artık içimde sadece yas yoktu.
Bir şeyler yerine oturmaya başlamıştı.
Ve ilk kez düşündüm:
Belki de babamın ölümü… sandığım gibi değildi.