On yıl önce karım, süt almaya gidiyoruz diyerek beni beş çocukla baş başa bıraktı; içlerinde henüz pudra ve mama kokan bir bebek de vardı. Bir daha hiç dönmedi. Bu Anneler Günü’nde, sanki sadece bir öğleden sonra yokmuş gibi kapı zilimi çaldı ve en büyük kızım asla unutamayacağım bir şey yaptı.
Marketin kadın reyonunda, elimde bir paket pedle durmuş, Maya’nın kardeşleri için hangisinin en iyisi olduğunu söylediğini hatırlamaya çalışıyordum.
Sırada önümde bir genç kız ve annesi duruyordu. Kızın yüzü utançtan kızarmıştı. Annesi ona yaklaşıp alçak sesle bir şeyler söyledi ve kız gülümsedi. Sepetime bakıp düşündüm; kızlarımıza hayatın bu kısmını öğreten kişi Nalan olmalıydı.
Üçüncü kızım, Hazan, o sabah ilk kez regl olmuştu.
Marketin kadın reyonunda elimde bir paket pedle duruyordum.
Bunu daha önce Maya ve sonra Ece ile de yapmıştım, bu yüzden artık ne yapacağımı biliyordum. Ped, çikolata, ağrı kesici, sıcak tutacak bir şeyler, tatlı bir şeyler ve sanki bunların hiçbiri tuhaf değilmiş gibi bir tavır.
Kasiyer sepete, sonra da bana baktı. “İlk kez mi?” diye sordu.
“Üçüncü kızım,” diye yanıtladım.
Elinde bir paket jelibon tuttu. “Bunlar kramplara iyi gelir. Bir de belki sıcak su torbası?”
İtiraz etmeden ikisini de ekledim.
O zamana kadar yabancıların hayatımı sessizce fark ediş biçimlerine alışmıştım.
Tek başına bir baba. Beş çocuk. Görünürde bir eş yok.
Matematik ortadaydı. Ama hiçbiri o ilk gerçek geceyi bilmiyordu; Nalan’ın 15 dakikaya döneceğini söyleyip beni mutfakta kucağımda bir bebek ve “Annem ne zaman gelecek?” diye soran dört çocukla bıraktığı o geceyi.
O zamana kadar yabancıların hayatımı sessizce fark ediş biçimlerine alışmıştım.
On yıl önce, bir Çarşamba öğleden sonrası Nalan çekip gitti.
Bebeği alnından öptü, çantasını kaptı ve süt almaya gidiyorum dedi. Gül henüz altı aylıktı. Maya altı yaşındaydı. Diğerleri bu yaşların arasındaydı; birbirlerine o kadar yakındılar ki evimizden her zaman düşen oyuncakların sesi ve ayakkabısı için yardım isteyen birilerinin bağırışı eksik olmazdı.
On beş dakika geçti. Sonra 30. Sonra bir saat.
Nalan’ın telefonunu, aramalar sessizliğe gömülene kadar aradım. Sonra ceketimi almak için odamıza gittim. İşte o an gardırobu gördüm.
devamı sonraki sayfada…