“Ceren dolabından bir şeyler çaldığını söylüyor,” dedim doğrudan gözlerinin içine bakarak. “Bana az önce kameradaki görüntüleri gösterdi.” Ceren kollarını göğsünde kavuşturdu. “İnkar etmeye kalkma küçük hanım, her şey kayıtlı.” Aslı sakin bir şekilde omuz silkti. “İnkar etmiyorum. Evet, senin dolabına girdim ve o siyah defterle kutuyu aldım.” Duyduğum net itirafla sarsıldım ama Aslı’nın yüzünde en ufak bir suçluluk veya pişmanlık belirtisi yoktu. Ellerini pijamasının ceplerine soktu. “Ama buna hırsızlık denemez. Sadece babama ait olanı ve onun hayatını korumaya çalışıyordum.” “Ne zırvalıyorsun sen?” diye bağırdı Ceren, aniden paniğe kapılarak öne doğru bir adım attı. Sesindeki o kibirli ton birden cam gibi kırılmıştı. Aslı cebinden Ceren’in dolabından aldığı o siyah defteri ve kutuyu çıkardı. Defteri ortasından açıp masanın üzerine, tam önüme bıraktı. “Son birkaç haftadır babamın gece vardiyalarında hastane eczanesinden kaybolan pahalı ilaçlar ve sarf malzemeleri… Hatırladın mı baba? Hakkında soruşturma açılmak üzereydi, çünkü hastane kayıtları o malzemelerin senin şifrenle girilip alındığını gösteriyordu. Sen günlerce uyumayıp nerede hata yaptığını ararken, ben bu işin peşine düştüm.” Gözlerim masadaki deftere kaydı. Sayfalarda, hastaneden çalınan ilaçların uzun bir listesi, karaborsada satılacakları astronomik fiyatlar ve alıcıların isimleri vardı. Ve her gizli işlemin karşısında benim bilgisayar şifrem yazılıydı. Ceren, benim şifremi kopyalamış, aylardır ilaçları çalıyor ve yakalanma ihtimaline karşı suçu tamamen benim üzerime yıkmak için kusursuz bir tuzak kuruyordu. Evlilik planları ise sadece bu yalanı örtbas etmek için kullandığı bir kılıftı. “Ve bu da…” dedi Aslı, masadaki küçük kırmızı kutuyu açarak. İçinde, benim ondan habersiz kuyumcudan aldığım, henüz teklif etmeye fırsat bile bulamadığım o elmas nişan yüzüğü duruyordu. “Bunu da senin odandan almış baba. Muhtemelen hastaneyi son kez soyup kaçarken bunu da yanında kâr olarak götürecekti.” Nefes alamadığımı hissettim. İhanetin soğuk, acımasız pençesi kalbimi sıktı. Başımı yavaşça kaldırıp Ceren’e baktım. Rengi kül gibi olmuştu. Az önceki o kendinden emin, tehditkâr kadından eser kalmamıştı. Eli ayağına dolanmış, gözleri dehşetle açılmış bir halde kapıya doğru geri geri adımlıyordu. “Ben… O defter benim değil,” diye kekeledi çaresizce. “Bu kız sana yalan söylüyor, o defteri benim dolabıma o koymuştur!” Ama sesindeki titreme ve gözlerindeki o saf korku her şeyi ele veriyordu. Onu ne kadar yanlış tanıdığımı, yorgun kalbimin sevgi ihtiyacından dolayı nasıl kör olduğumu o an acı bir şekilde anladım. “Hemen çık git evimden,” dedim fısıltıdan hallice, ama bir o kadar da tehlikeli, keskin bir sesle. “Paltou bile alma. Sadece defol. Yarın sabah o defterle birlikte hastane yönetimine ve polise gideceğim. Şifremi nasıl çaldığını onlara uzun uzun anlatırsın.” Ceren bir şeyler daha gevelemeye çalıştı ama gözlerimdeki o sarsılmaz kararlılığı ve öfkeyi gördüğünde arkasını dönüp kapıyı şiddetle çarparak evden kaçtı. Odalara çöken o ağır, fırtına sonrası sessizliğin ardından dizlerimin bağı çözüldü ve en yakın koltuğa yığıldım. Ellerimi yüzüme kapatıp derin, titrek bir nefes aldım. Hem mesleğimi hem de özgürlüğümü mahvedecek korkunç bir kumpasın tam kıyısından dönmüştüm. Çok geçmeden boynumda ince, narin kollar hissettim. Aslı yanıma gelmiş, bana sımsıkı sarılmıştı. Tıpkı on üç yıl önce, o kan revan içindeki soğuk acil servis odasında, korkudan titrerken bana sarıldığı gibi. “Özür dilerim baba,” diye fısıldadı başını omzuma yaslayarak. “Sana söylemeden böyle tehlikeli bir işe kalkıştığım için. Sadece… Senin zarar görmene izin veremezdim. Sen o gece beni kurtardın, benim de seni kurtarmam gerekiyordu.” Gözlerimden süzülen yaşlara bu kez engel olamadım. Güçlü kollarımla onu sardım ve saçlarının üzerine derin bir öpücük kondurdum. “Sen asıl benim hayatımı bugün kurtardın kızım,” dedim titreyen ama gurur dolu bir sesle. Kan bağının hiçbir anlam ifade etmediğini, gerçek bir ailenin birbirini her karanlıktan çekip çıkaran o sarsılmaz sadakatle, güvenle ve sevgiyle kurulduğunu o gece bir kez daha anladım. Yıllar önce o dondurucu reyonunun ortasında bana ‘Baba’ dediği ilk günü hatırladım. Ben ona sadece sıcak bir yatak ve güvenli bir ev vermiştim, o ise bana uğruna savaşılacak bir dünya bağışlamıştı. O benim kızımdı, ben onun babasıydım ve bizim hikayemiz kötülüklerin asla ulaşamayacağı bir yerdeydi.
ACI HAYAT
Sayfalar: 1 2