Bir insanın kalbi durduğu anda gerçekten ölür mü? Yıllardır “nefes ve nabız yoksa ölüm vardır” anlayışı geçerli kabul ediliyordu. Ancak son yıllarda yaşanan bazı dikkat çekici vakalar, bu sorunun yanıtının düşündüğümüz kadar net olmayabileceğini ortaya koydu.
2015 yılının Mart ayında ABD’de yaşanan bir olay, tıp dünyasında geniş yankı uyandırdı. Henüz 2 yaşında olan Gardell Martin, buzlu bir akıntıya düştü ve yaklaşık 1,5 saat boyunca hayati belirti göstermedi. Uzun süren müdahalelerin ardından kalbi yeniden çalıştırıldı. Üstelik üç buçuk gün sonra hastaneden sağlıklı bir şekilde taburcu edildi. Küçük çocuğun yaşadıklarını hatırlamadığı belirtildi ancak fiziksel olarak ciddi bir hasar kalmadı.
Bu olay, ölüm kavramının yeniden tartışılmasına yol açan örneklerden yalnızca biri. Arizona merkezli Alcor adlı kuruluş ise ölümden hemen sonra vücudun dondurularak gelecekte yeniden hayata döndürülmesi fikri üzerinde çalışıyor. Şirketin kurucularından Linda Chamberlain, eşinin ileride tedavi edilebileceği umuduyla dondurulduğunu belirtiyor. Ona göre tıp bilimi henüz son sözünü söylemiş değil.
Benzer şekilde 2013 yılında beyin ölümü gerçekleştiği açıklanan 13 yaşındaki Jahi McMath’in annesi, kızının tamamen ölmediğini savunarak uzun süre hukuki mücadele verdi. Organ bağışı yapılan vakalarda ise farklı bir boyut öne çıkıyor. Trafik kazasında hayatını kaybeden 17 yaşındaki Scott’ın organları 76 kişiye umut oldu. Onun kalbi sayesinde yeni bir yaşama kavuşan kişiler bugün hayatta.
Bilim insanları, ölümün aslında bir “an” değil, bir “süreç” olduğunu vurguluyor. Kalp ve solunum durduktan sonra bile vücuttaki hücrelerin tamamı aynı anda ölmez. Hücresel düzeydeki ölüm süreci saatler sürebiliyor. Bu durum da zamanında ve doğru müdahaleyle bazı vakalarda geri dönüş ihtimalini gündeme getiriyor.
New York Bilimler Akademisi’nde düzenlenen bir konferansta konuşan Dr. Sam Parnia, “Eskiden kalp durduğunda yapılabilecek hiçbir şey olmadığı düşünülürdü. Oysa yeniden canlandırma tekniklerindeki gelişmeler, kalp durduktan saatler sonra bile bazı hastaların hayata döndürülebileceğini gösteriyor” ifadelerini kullandı. Parnia’ya göre ölüm, geri döndürülemez noktaya ulaşmadan önce belirli aşamalardan geçiyor.
Tüm bu örnekler, “ölüm nedir?” sorusunu yeniden gündeme taşıyor. Uzmanlar kesin çizgiler koymakta temkinli davranırken, modern tıbbın her geçen gün sınırları biraz daha zorladığına dikkat çekiyor. Görünen o ki, kalbin durması her zaman hikâyenin son cümlesi olmayabilir.