Anestezi altında duyulan ihanet

Ameliyatım sırasında narkozun etkisi vaktinden önce geçmeye başladı. Gözlerimi açamıyordum ama gelinimin cerraha şöyle fısıldadığını duydum: “Eğer bir aksilik çıkarsa, avukatını aramayın. Önce beni arayın.” Oğlum tüm bu süre boyunca onun yanındaydı. Tek bir kelime bile etmedi. Sonra gelinim her şeyi değiştiren o cümleyi ekledi…

Anestezi, ben ölmeye hazır olmadan önce bitti.
Zihnim karanlığın içinden yukarı doğru yüzerken, vücudum sert ameliyat ışıklarının altında kesilmiş bir halde yatıyordu; hareket etmeyi reddeden göz kapaklarımın arkasında hapsolmuştum.
İlk başta seslerin bir rüyanın parçası olduğunu sandım.

Sonra gelinimin konuştuğunu duydum.
Banu fısıldayarak, “Eğer bir aksilik çıkarsa,” dedi, “avukatını aramayın. Önce beni arayın.”

Metal aletler hafifçe tıkırdadı. Yanımdaki makineler nefes alıp veriyordu.
Oğlum Deniz, ayakkabılarının yerdeki hafif gıcırtısını duyabileceğim kadar yakındaydı. Sessiz kaldı.
Cerrah huzursuzca boğazını temizledi. “Leyla Hanım’ın önceden bıraktığı yasal talimatları var.”
Banu kısık sesle güldü. “Eski talimatlar onlar. Deniz onun tek çocuğu. Önüne ne koyarsam imzalayacaktır.”
Beni yerime sabitleyen ilaçların etkisi altındayken kalbim şiddetle çarpmaya başladı.
Deniz. Benim Deniz’im. Babası öldükten sonra tek başıma büyüttüğüm küçük oğlum. Alyansımı satıp bitmek bilmeyen çift vardiyalarda çalışarak okul masraflarını ödediğim çocuk. Karısı benim hakkımda kırık bir mobilyaymış gibi bahsederken şimdi orada sessizce duran adam.
Sonra Banu her şeyi değiştiren o cümleyi kurdu.
“Ayrıca, o gidince vakfın parası bize geçecek. Artık şu yardımseverlik sirki bitecek. Mülkleri satar, hesapları boşaltır ve avukatı dumanı fark etmeden ortadan kayboluruz.”
Cerrah sesini alçalttı. “ Bu konuşma hiç uygun değil.”
“Bu pratik bir konuşma,” diye çıkıştı Banu soğukça. “Hastanenizin o yeni ek binasının finanse edilmesini istiyor musunuz, istemiyor musunuz?”
İşte buydu.
Parfümünün altına gizlenmiş o keskin bıçak.
O ek binayı ben inşa ettirmiştim.
Banu değil. Deniz değil. Ben.
Çığlık atmak istiyordum ama bir tüp ağzımı mühürlemişti. Hareket etmek istiyordum ama vücudum ilaçlara aitti.
Bu yüzden dinledim.
Banu, bir cesedin başındaki asilzade gibi konuşuyordu. Deniz zayıf bir sesle, “Belki de yapmamalıyız…” diye mırıldandı.
Banu tıslayarak, “Belki de seni kimin dikkate değer kıldığını hatırlamalısın,” dedi. “Annenin soyadı olmasa, sen sadece pahalı ayakkabıları olan, omurgasız bir adamsın.”




devamı sonraki sayfada…