Gizemli Kutu

Yetmiş iki yıl boyunca, kocamın sakladığı her sırrı bildiğime inandım. Ancak cenazesinde, bir yabancı ellerime bir kutu tutuşturdu; içinde aşk, sözler ve saklı tuttuğumuz sessiz fedakarlıklar hakkında anladığımı sandığım her şeyi altüst eden bir yüzük vardı.

Yetmiş iki yıl. Yüksek sesle söylediğinizde, sanki başkasının yaşadığı bir hikâyeymiş gibi imkânsız geliyor kulağa. Ama bu bizim hikâyemizdi.

Ellerimi dizlerimin üzerinde kenetlemiş, onun tabutuna bakarken hep bunu düşünüyordum.

Bir insanla o kadar çok yaş günü, kış mevsimi ve sıradan Salı günleri geçiriyorsunuz ki; her iç çekişinin, her ayak sesinin ve her sessizliğinin anlamını bildiğinize inanmaya başlıyorsunuz.

Yüksek sesle söylediğinizde imkânsız geliyor.

Ahmet’in kahvesini nasıl sevdiğini, her gece arka kapıyı nasıl iki kez kontrol ettiğini ve her Pazar cami ceketini aynı sandalyenin üzerine nasıl katladığını biliyordum. Onun tanımaya değer her parçasını bildiğimi sanıyordum.

Ancak aşkın, eşyaları çok dikkatli bir şekilde bir kenara kaldırma huyu vardır; bazen o kadar dikkatli kaldırır ki, onları bulduğunuzda artık çok geç olmuştur.

Cenaze töreni tam da Ahmet’in isteyeceği gibi küçüktü. Birkaç komşu alçak sesle taziyelerini sundu. Kızımız Rüya, kimsenin fark etmediğini sanarak gözlerini siliyordu

Devamı Sonraki Sayfada….