Düğün Gecesi Kabusu

Kocamın söylediği son sözler şuydu: “Korkma Meryem, ben yanındayım.” Sonra far ışıkları bizi bütünüyle yuttu.

Kamyon, yağmurun ortasından freni patlamış bir canavar gibi çıktı. Bir an Demir gülüyor, direksiyonun üzerindeki alyansı parlıyordu. Bir sonraki an camlar yüzümde patladı, metal çığlık attı ve dünya tersine döndü.

Kendime geldiğimde, tamamlanmamış bir şey gibi dikişlerle bir araya getirilmiş halde bir hastane yatağındaydım. Demir gitmişti. Annesi Ender Hanım, düğünümüzden daha pahalı olan siyah bir elbiseyle yatağımın başında duruyordu. Ağlamıyordu. Bana, insanların beyaz ipek üzerindeki bir lekeye baktığı gibi bakıyordu.

“Hayatta kalmışsın,” dedi sessizce. “Ne talihsizlik.” Boğazım yanıyordu. “Ne?”

Daha yakına eğildi, parfümü midemi bulandırdı. “Demir seninle asla evlenmemeliydi. Güzel gözlü bir hayır kurumu vakası.” Arkasında Demir‘in ağabeyi Volkan duruyordu; elleri cebinde, ifadesizce. “Anne, dulu üzme. Şimdi dağılıp gider falan.” Dul. Bu kelime kırık kaburgalarımdan daha derini kesti. Doğrulmaya çalıştım ama acı bedenimi paraladı. Ender gülümsedi. “Güçlendiğinde miras kağıtlarını imzalayacaksın,” dedi. “Demir’in mal varlığı, hisseleri, ev… Her şeyi biz halledeceğiz.” “Demir her şeyi bana bıraktı,” diye fısıldadım. Volkan güldü. “Sadece altı saat evli kaldınız.” “Yetecek kadar uzun bir süre.” Gülümsemesi yok oldu. Bir hafta sonra polis kamyon şoförünü yakaladı. Adı Osman’dı. Sabıkası vardı, kumar borçları vardı, sigortası yoktu; o yolda olması için hiçbir sebebi yoktu. Tekerlekli sandalyeyle beni karakola götürdüler çünkü onun konuştuğunu duymak için ısrar etmiştim. Camın arkasında, morarmış eklemleri ve boş bakışlarıyla oturuyordu. Bir dedektif neden kırmızı ışıkta geçtiğini sordu. Osman bana baktı. Yan tarafıma değil. Arkama değil. Doğrudan bana. Sonra dedi ki: “Bana sadece kocanın ölmesi gerektiği söylenmişti.” Oda sessizliğe gömüldü. Kanım dondu. Dedektif sertçe sordu: “Kimin tarafından?” Osman’ın ağzı büküldü. Cevap veremeden avukatı elini omzuna koydu ve görüşmeyi bitirdi. Ama ben duyacağımı duymuştu. Volkan beni koridorda buldu. “Keder, insanlara bir şeyler hayal ettirir.” Ona dik dik baktım. Tekerlekli sandalyemin yanına çömeldi, sesi alçaktı. “Tazminatı al, Meryem. Bu şehri terk et. Senin gibi insanlar, bizim gibi insanlarla olan savaşlardan sağ çıkamaz.” Dudağımı çok sert ısırdığım için kenarından sızan kanı sildim. Sonra gülümsedim. “Volkan,” diye fısıldadım, “kardeşinin ne tür bir kadınla evlendiği hakkında hiçbir fikrin yok.” Çünkü Demir, ailesinin tehlikeli olduğunu biliyordu.


devamı sonraki sayfada…