Kemal Efendi

İstanbul Balat’ın o dar, Arnavut kaldırımlı yokuşlarında, her sabah aynı telaşla okulun yolunu tutarım. Adım Selma. Yirmi yedi yaşındayım, dört yıllık öğretmenim. Okulumuz, tarihi bir binadan bozma, içi biraz rutubet kokan ama çocuk cıvıltılarıyla canlanan bir yerdi. Hayat Türkiye şartlarında benim için pek kolay değildi.

43.000 TL maaş alıyordum ama üniversiteden kalan 180.000 TL’lik KYK borcum her ay maaşımdan acımasızca kesiliyor, üstüne İstanbul’un o insafsız kira fiyatlarıyla boğuşuyordum. Yine de sınıfa girdiğim an her şeyi unutuyordum. Bir de Kemal Efendi vardı.Kemal Efendi, okulun temizlik görevlisiydi. 70’li yaşlarında, yüzü Balat’ın eski evleri gibi çizgilerle dolu, beli hafif bükük, dünyalar tatlısı bir adamdı.

Konuşmayı pek sevmezdi. Sabahları erkenden gelir, çay ocağının demini ayarlar, o büyük yeşil çöp kovasını sürükleyerek sınıfları tek tek dolaşırdı. Öğretmenler ona pek dikkat etmezdi. Ama benim dikkatimi çeken bir şey vardı: Kemal Efendi’nin ayakları.

DEVAMI SONRAKİ SAYFADA