Annem merdivenlerden yavaşça aşağı indi. “Sekiz yüz… elli… milyon dolar mı?” Sesi titriyordu. Duygudan değil, hesaptan kitapçılıktan. Her zamanki gibi hesapçılığından. Sözleşmeye tekrar baktım. Sonra imzalara. Sonra Demir’in adına. ORİON Projesi — Kara Girişimi. Karnıma sancılı bir kramp girdi. Çünkü onun da burada olması gerekirdi. Demir bu sabaha şahit olmayı çok isterdi. O gizli askeri raporların arasında projesiyle birlikte gömülüp gitmek yerine, yaptığı işin sonunda hayat kurtardığını görmek için; uzun görevlerden döndüğünde yüzünde beliren o yorgun gülümsemeyle bu buz gibi bahçede yanımda duruyor olmalıydı. Albay yüzümdeki ifadeyi anlamış gibiydi. Sesi yumuşadı. “Demir seninle gurur duyardı.” Bu cümle, içimde kalan son soğukkanlılığı da darmadağın etti. Çığlık çığlığa değil, sessizce. Ama gözlerim bir anda yaşlarla doldu. Ve arkamdaki ailem, o an hayatlarında daha önce hiç görmedikleri bir şeye tanıklık ediyordu. Onlar benim yasımı sadece bir ayak bağı olarak görürken, o yas devasa bir şey yaratmıştı. Sessizliği ilk bozan Kaan oldu. Onun gibi adamlar hep böyle yapardı. Tehlikeyi sezmeden önce paranın kokusunu alırlardı. “Dur bir dakika… Sen şimdi şirketin Teknoloji Başkanı mı oldun?” Başımı yavaşça ona doğru çevirdim. O ukalalığından eser kalmamıştı. Tamamen yok olmuştu. Yerini, yanlış kişiyi hor gördüğünü çok geç anlayan birinin o gergin ve açgözlü telaşı almıştı. Cevabı benim yerime albay verdi. “Bayan Kara, öncelikli bir federal sözleşme kapsamında şu andan itibaren Stratix’in ileri düzey taktiksel iletişim ağını bizzat yönetmektedir.” Ceren merdivenden bir basamak daha indi. “Ama… sen garajda uyuyordun…”
Ona uzun uzun baktım. Sonra kısık bir sesle cevap verdim: “Evet.” Bu tek kelimeden sonraki sessizlik neredeyse dayanılmazdı. Çünkü bahçedeki herkes artık durumun gerçekte ne anlama geldiğini çok iyi kavramıştı. Milyarder, hamile bir kadını —üstelik devletin stratejik askeri programının yasal sahibini— buz gibi bir garajda, bir arabanın yanında uyumaya zorlamışlardı. Ve işin en acı tarafı neydi biliyor musunuz? Hâlâ fakir olsaydım da bana yine aynısını yapacaklardı.