10 YIL BOYUNCA ARAMAYAN GELİNİM İKİZ TORUNLARIMIN VELAYETİNİ İSTEDİ

O an gözümün önüne on yıl önceki o soğuk gece geldi. Murat’ımı kaybettiğim, kalbimin paramparça olduğu o gece… Pelin çocukları kapıma bıraktığında dizlerim titriyordu ama Can ve Cem’in elini tuttuğum an, o titreme geçmişti. Onlar için ayakta kalmak zorundaydım. Emekli maaşımla başladığım o ilk çay harmanlarını hazırlarken, mutfaktaki ocakta hem çay demlenir hem de çocukların maması ısınırdı. Bazen yorgunluktan pazar tezgahının başında uyuyakalırdım ama Cem gelip elimi tutar, “Anneannem, yoruldun mu?” diye sorardı. Biz o yoksulluğu, o çaresizliği birbirimize tutunarak aşmıştık.

Hakim kararı açıklamak için kürsüye vurduğunda kalbim duracak gibiydi. “Davacının talebi reddedilmiştir,” dedi hakim, sesinde gizleyemediği bir tiksintiyle. “Velayetin mevcut haliyle devamına, ayrıca davacı hakkında nitelikli dolandırıcılık ve şantaj şüphesiyle suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiştir.”

Pelin, güvenlik görevlileri eşliğinde salondan çıkarılırken tek bir kelime bile edemedi. Bana değil, çocuklara bakmaya çalıştı ama Can ve Cem başlarını bile çevirmediler. Onlar için o kadın, on yıl önce o çöp poşetiyle birlikte kapının önünde kalmıştı.

Adliye binasından çıktığımızda güneş batıyordu. Arabaya yürürken torunlarımın arasına girdim, her ikisi de boyumu geçmişti ama benim gözümde hala o pijama takımlarıyla kapımda duran minik meleklerdi. Can koluma girdi, Cem ise diğer elimi tuttu.

“Seni asla bırakmayacağız babaanne,” dedi Cem sessizce. “Şirket, para… Hiçbiri umurumuzda değil. Biz sadece senin çaylarının kokusunu duyduğumuz o huzurlu mutfağımızı istiyoruz.”

Gülümsedim. 73 yıllık ömrümde çok şey kaybetmiştim; eşimi, oğlumu, gençliğimi… Ama o gün anladım ki, doğruluğu ve sevgiyi miras bıraktığınızda, dünya üzerindeki hiçbir güç o mirası elinizden alamıyordu. Eve döndüğümüzde mutfağa geçtim. En sevdiğimiz o özel harmanı demledim. Evimizin içine yayılan o taze çay kokusu, sadece bir işin başarısı değil, bir ailenin direnişinin zafer kokusuydu. Biz kazanmıştık; yalanlara, hırsa ve vefasızlığa karşı saf sevgiyle galip gelmiştik.

O gece balkonumuzda çaylarımızı yudumlarken, gökyüzündeki yıldızlara baktım. Murat’ın bizi bir yerlerden izlediğini ve “Aferin anne, onları çok güzel yetiştirmişsin” dediğini hissettim. Artık hiçbir fırtına bizi yıkamazdı, çünkü biz en büyük fırtınayı bir çöp poşetiyle kapımıza gelen o gecede yirmi yıl önce değil, bugün o mahkeme salonunda sonsuza dek dindirmiştik.

1 2